18 Mayıs 2010 Salı

meth ü senâ

Tekeli’nin kim olduğu mühim değil
parti yine fişlemiş ya bizimkileri
polit büro küstahlığı
entelijansiya sinsiliği
ve bizim çocuklarda bir kolhoz hüznü

partide tanıdık varsa Volga alalım
yoksa gelsin Sibirya’da zaten buzsuz vodka

Tepecik’te iş tutan, zampara sayılmaz pek
yatakhane binasında sıra dayağı
dolapta dergi, banyoda ortası delik sabun
bir gün gideceğim ulan buradan bir gün gideceğim

ha! iş değişir omuzda taşınırsa çingene kızı
yoksa bizimki dörtnal zaten ailece at hırsızı

Tiryâkî, Kanije’de direnedursun
ben kendime küsmüşüm belki ta Kazan düştüğünde
siz bizim sakalımızı tıraş ettiyseniz biz jön olduk
artık sakının avradınızı -neydi Katerina mı-

öbür kızı diyorsan zaten hem akraba bizim hem komşu
ama yakalarsan sıkıştır mutfakta karıştırırken kısır

Sputnik kadar uzağa gidemezlerse de
hayallerimden bahsetmek isterdim uzun uzun
tabi, leylî meccânî geçmeseydi çocukluğum
ve dahi ergenliğim, bülûğ ve erken erkekliğim
ah tedrîsât; zapturapt..

Sıtkım Sıyrıldı Canım Burnumda
Usandım Sandığım Sanrı Rüyamda

…neyse yıkıldı duvar
seni çıplak bekliyorlar.

20 Şubat 2010 Cumartesi

y â d

Sor okuyana

Sor, okunana

Sor, okumakla emrolunana

Sözün sahibi sormadan, sor.

Kuşu dörde bölene sor
Ve dağın dört yamacına gömene;
Sonra adıyla çağırana
Yahut, kuşu uçurana sor.

Baltayı bir boyna asana sor,
Balta boynuna asılana değil;
Ne de elini boynuna asana...

Soracaksan, elini koynuna sokana sor
Ve bembeyaz çıkarana...

Asma bahçelerinde içenlere sorma
Onların sonu hem fenâ bir sarhoşluktur,
Hem de başları ağrıtılır, içtiklerinden.

Asma bahçelerinde içenler,
Kendi elleriyle kendilerine ettiklerini bilmez olur mu hiç!

Onlar yarın, içleri boşalmış hurma kütükleri olacaktır.

Onların bahçeleri, serinliksiz gölgeleridir
Yıkılmaz sanılan evlerin
Batmaz denilen gemilerin ve sanemlerin ki gûya onlar,
Hiçbir duâyı geri çevirmeyecekti
Asma bahçelerinde edilen.

Halbuki ateşten denizde yüzen ahşap ve kömürden balıklar,
Peynir ve helvadan tanrılara yeğdir.
Ve makbûldür soğuk ve selâmetli
Ateşten gölün balıklarının dudak kıpırtıları;
Son arzusunda başının
Göğsüne yakın yerden kesilmesini isteyen -heybetlice-
Zâil olucu devlet sâhibinin ettiği duâdan,
Kölesinin göğsüne basarak.

Sen soracağında köleye sor,
Boşadığı kadınla evlenilen köleye, meselâ...
Yahut gözleri görmeyene sor,
Ardından bir îkazla gelmeden
Ve o onları görmese de
Onlar, onu görmeden.

Sen, o, aralarında didişip duranları bilir misin?
Ya aralarında göz kırpıp gülüşenleri...

Bir de aralarında o sözü değiştirenler vardır
Bunların bazısı da aralarında kendilerince bir düzen kurar.

Sen bunlara ancak
Gidilebilecek en kötü yeri sor
Onun gürültüsü ki çağlar ötesinden duyulur
Ve zamanı çürütür, kokusu.
Bir de memeuçlarından asılanları sor
Daha da sorma.

Bırak.

Yüzçevir.

"Size olsun," de; "ve sizindir; sizinki."

Sorma, boş bir söz işitilmeyen yeri,
Ne de bir yalan...
Sorma saf saf duranları
Fevc fevc gelenleri
Dolu dizgin koşan atları
Siyah ipliği beyaz iplikten ayıranı
Ne de karınlarda gizli olanı
Bileni

Herşeyi

Emin ol
Toplanıldığı gün orada olacaksın
Havuzun başında
Sancağın altında
Köprüdeki bir sunulmuşun bir adanmışın bir bağışlanmışın tahtında.

Sen yolu, köprünün mimarına sor.

O ayıpları örter
Noksanlara bakmaz
Vazgeçileni geri çağırmaz
Gözyaşı döküleni alaya almaz
Unutulur sanılanı unutmaz da unutulanı hatırlatmaz.

Müsterih ol;
Buhtunnasır'ın korkak ateşi
Babil'i yakar, İbrahim'i yakmaz.

13 Kasım 2009 Cuma

KOPSUN İRTİBAT

Bu gidiş - gelişler sanki pek tutmuyor
birbirini
Rehincide altın zincirli saat
Ağlayacaksan takılma bana
Hele ağlamayacaksan

Çikolata yesene sen
Günümüzün mühim gerçeğidir bu
Gerçi sen ne yesen

Kimi tatmin etmez ki
Bıçağın eti yırtışı
Haninizin burnunda tütmüyor sıla gibi
Kan kokusu
Söyleyin

Sancıya su salık veriyorlar
Acıya ise yine acı
Evlat acısına mesela denk geliyor
Kuyruk acısı
Fazla kilolar içinse kaçınılmaz
görünüyor
Liposuction

Hayatın provasını yapanlar yeğdir
Doyasıya yaşayanlara
Tadını çıkaranlara
Ağzını sil ağzını
Ve okşayıp duranlara
İçindeki canavarı
Yahut bacaklarını manken adayı
fotomodel kızın

Hayatın çekingen çocukları da
Bir tenhâda kıstırsalar
Veya diyelim getirseler denk
Yaparlar yapacaklarını
Tıpkı çocukları gibi onun - bunun
Fakat boşalmazlar en azından
Üstüne

Siz iki kişi kesiyormuşsunuz
Küheylânın boğazını
Herhalde uzun diye
Ve sırıtıyormuşsunuz
Bu kısmı kuru iftira da olabilir
Kan kokusunu çekince
ciğerlerinize

Bakın ben kimsenin
Hiç değilse pek çok kişinin
İşine karışmam
Zaten ben o işlerden
Pek de anlamam yahu
Ancak

Yine de bu gidiş - gelişler pek

Ne bileyim

uximu

Uximu'nun memeleri ne haddinden fazla büyüktür
Ne de verimsizdir günbatımında

Üç şeyle tanınır Uximu:
Dehşet
Şefaat
Ve son gülenin iyi gülmesi
Yahut delikanlıyı bozmaması
ölümden önceki çaresizliğin

Uximu her gün gelir
Sanki hep oradadır o
Yetmez ki Uximu'yu senede iki sabah ağırlamak
Ne de dört - beş hafta
Hooooop şeker çikolata
Hatta üç ay -kimileri için-
Yetmez
Uximu güneşle beraberdir

Derler ki Uximu bilir
Ne okuma ne de yazma
Uximu güreş tutar
Uximu'nun memesi yok bile dediler
Hani şöyle resimlerdeki gibi
Oysa kimsenin görüp bilmediği yerde o
Ne öksüzdür ne de yetim

Sanki lâfı leblebi ettim
Bir cigaralık olsa döndürürdük
Ama o vurmazdı muhtemelen
-kafası hep güzel-
Savardı bir tebessümle sırasını

Bir duyduk ki Uximu sübyancı imiş
Berbere uğrasa bile ancak
bıyıklarını kısalttırırmış
Yama dikermiş
Ve ağzına handiyse lokma koymazmış
Kimsenin görüp bilmediği yerde

Haa.. Boşvermezmiş
Aldırmazmış da
Uzun zamanda inmiş
Bükülmüş handiyse nice civanların beli
Belki ağarmış şakakları
Kin tutmamış Uximu ama
birkaç sırtı yere getirmese de olmazmış

Uximu'nun niyeti ne imiş

Gariplerle gâipler ordular kurmuş
Gâlipler olunca tâlipler olmuş
Ama filmin en heyecanlı
Ama işin en olmadık
Ama rüyanın en hazlı
Lâkin en akıl ermedik
yerinde

Lââââââââ
Uximu

MÜNTESİB

kullarıma söyle
:söylenmesinler
ve söyleme kullarına
:söylenmeyeni
söz gümüşse

kahrından ölmüşse örneğin
ansızın Mecid'in kulu
yahut kaçmışsa Mısır'a
Büyük Türk'ün dulu

İNTİSÂB

yedi belânın yetmiş çeşidi
kırk kat kozayı kırk yerinden yırtmış
yüzsüzce bozup yüzler tövbeyi
bir cefâya binler katmış
ve on bin kerre biat edip
yüz binlerin taşladığı iblise
milyon leşkerlik ordularla
bir başıma taarruza geçmiş olsa da
bende'n
bir defaya mahsûsen
seni seviyorum

14 Mart 2007 Çarşamba

bAŞKa MESELESİ


Başka kadınlardır en güzelleri.
Gözleri ne yeşil ne de mavidir
( türkuaz ya da cam göbeği ),
ve daha tesellilidir
dizleri...
Ellerini tutmak bile bir maceradır;
Gerdanları, dünyanın en gidilmemiş denizleri.
Ter kokmazlar, aldatmazlar, hasta olmazlar
mesela…
Sevdirip acı çektiren yalnız bizim yarimizdir;
Oysa onlar mutluluktur, neş’edir, eğlencedir
( gülerken ve öpüşürken rastlarız dudaklarına ).
Çirkin adamlara sarılmaları,
Bizi tanımamaları
ne büyük işkencedir!
Nasıl sevişirler, niçin ağlarlar kim bilir?
Ve niçin evimiz değildir
evleri?
oysa
Başka kadınlardır en güzelleri.

2 Kasım 2006 Perşembe

RİM

Aradan yıllar da geçse
Aynı düşü görmeyi sürdürür
İnançla
kutup yıldızı

Aynı inançla bütün günebakanlar
Bilirler ki
bizim güneşimizle saklanır
Yıldızların şehvet dolu geceleri

Islak dudaklı bir kadının
Karda bıraktığı sıcacık ayak izlerini
Bir kunduz
düşlerinde saklayabilir
Ancak

2 Ekim 2006 Pazartesi

aslı...






Yalnızım bu akşam yine koynunda
Ha kucağındayım
Ha Sarayburnu’nda
intihar mektubu yazmaktayım
kaçarak aynalardan
Boynumda “başım” diye fazladan bir ağır taş
Soluduğumsa daima bıçak sırtı rüzgârı
Lâkin heyecansız, yavaş

...astarı






I.

Karbeyaz kanım akmış, uyanmışım
Bir dost yüzüne hasret
“Dün” ağarmış penceremde
-güneşe öyle uzağım-
gördüğüm:
Kıvrım kıvrım, dağlar aşan yolum var
Doğrultamadığım belim
İnce değil kırılganım dostuma
hiç yoklardan
Zarâfetim günah yükü
Samur kürk olsa giyilmez;
Kabahatim sevmek seni
Büyükdeniz’e soyunurken düşürmüşüm
İç cebimden cesareti
Sarıldığım yılan olmuş dolandığım pervâne
Çektiğim, forsa esâreti..



II.

Karbeyaz yitik sevdâm var
Sana bundan sarılmışım:
Boynun kuğu aklığı diye
Bana yasaklığın niye
Ki dökülmüş karbeyazım görmüşüm,
-kanımmış-
Yalan aydınlıklara uyandığımda
Bakmışım genç gözlerimin eski şuâlarıyla
Yaşlı güneşlerin taze ışıklarında
Karbeyazım
-alınyazımmış-
gözüm’almış
Kamaşmış, küsülü kalmışım.

26 Eylül 2006 Salı

çaresi yok; "kış" geliyor! yine kalacak eşya, her şeye rağmen beyaz bir şefkat örtüsünün altında "saklı"...

KIRGIN

Bitiverdi başlayamamış sevdân
Seherde güneşe küstün be çocuk!
Hakikat olmamak suçuyla, rüyan
İlk darağacına astın be çocuk!

Sanki cesâretin bunca büyük mü?
Yalnız vuran yürek sînede yük mü?
İflâh olmaz diye verip de hükmü
Yaraya, yine tuz bastın be çocuk!

İçine ağ ören bir örümcektin
Sonunu bildiğin bu derdi çektin
Madem ki ne olup ne ölecektin
Ne idi gönlüne kastın be çocuk!

Attığın nazarla, küskün dünyandan
Akis bulamadın kayıp aynandan
Kendin tad almadın kendi mayandan
Kim olurdu senin mestin be çocuk!

Nergis iken düştün çağlayan suya
Közlenmeden yandın kül olasıya
Sabah melteminde üşürdün; niye
Fırtına olup da estin be çocuk!

Ölene, dirilmek öteye kalmış
Ardından ağlanmak niteye kalmış
Bıraktığını kim yerinde bulmuş?
Dönüş yollarını kestin be çocuk!

haziran 2000 / istanbul